hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Eylül 2015 Perşembe
Haberin Veriliş Şeklinden Cumhurbaşkanlığı makamına hakaret mümkün müdür?
İlginç bir döneme giriyoruz.Cumhurbaşkanının bizzat kendi söylediği sözler nedeniyle Hürriyet gazetesine soruşturma açılıyor.Bu dönemle ilgili ipuçlarını daha önce haber vermişti aslında Erdoğan.'Ben farklı bir cumhurbaşkanı olacağım,anayasal yetkilerimi sonuna kadar kullanacağım' demişti.Bu yetkilerden en çok kullandığı ise,Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili anayasal düzenlemeyi sık sık işletmesi oldu.Daha önceki Cumhurbaşkanları bu maddeyi neredeyse hiç işletmemişlerdi.Kendi döneminde bu maddeyi sık sık devreye sokmaya ihtiyaç duymasının en önemli nedeni icranın başı gibi hareket etmesi,fiilen hükümet etmesi.Hal böyle olunca doğal olarak çok fazla tepki çekiyor:Bu tepkilere ise Cumhurbaşkanlığı makamının özel statüsünü koruma amaçlı bir anayasa hükmünü siyasal rakiplerine baskı amacıyla o koruma maddesinin bütünüyle amacı dışında kullanıyor.Hakaretle ilgili bir hüküm çok kolaylıkla baskı ve tehdit aracı haline dönüşebilir,çünkü politik eleştiri ile hakaret arasındaki sınırı çizmek kolay değildir.Cumhurbaşkanı,adı üzerinde Cumhur'un birlik ve beraberliğini temsil eder.Fakat siyasal bir anlayışın açık bir tarafı haline gelmişse,bu durumda tarafsızlığına ilişkin kuşkuların artması olağandır.Bu durumda Cumhur'un belli bir kesimi cumhurbaşkanı tarafıdan imtiyazlandırılıp diğer kesimleri bu imtiyazlı Cumhur'a karşı hasım haline getirilmektedir.Öyle olunca eleştiriler,cumhurbaşkanlığı makamını yıpratma amaçlı değil,aksine o makamın saygınlığını ve itibarını korumaya yönelik bir nitelik kazanır.Bu durumda hakaret ve politik eleştiri arasındaki sınır tümüyle bulanık bir hale gelir...
Öte yandan cumhurbaşkanına hakaret kavramı Hürriyet gazetesi örneğinde yepyeni bir istikamet kazanıyor.Hürriyet bizzat Erdoğan'ın kelimesi kelimesine söylediği sözleri paylaşması nedeniyle yargılama konusu yapılıyor.Cumhurbaşkanı bir haber programında bir partinin 7 haziranda 400 milletvekili alması durumunda Dağlıca katliamı benzeri bir olayın yaşanmayacağını söylüyor.Burada bir parti ile AKP'nin kastedildiği,400 milletvekili ile kendi düşündüğü başkanlık sistemini kastettiği çok açık.Davayı açan savcı Cumhurbaşkanının sözlerinin kasıtlı olarak çarpıtıldığını iddia ediyor.Çarpıtma ancak bir yorum yazısında yapılır.Bir demeç ya da mülakattan her hangi bir alıntı yapıp bu alıntı ile ilgili haber linki vermek,asla bir çarpıtma sayılamaz.Çok bilinen bir hikaye vardır.Papa bir güney Amerika ülkesini ziyaret etmiş:sanırım Brezilya.Gazeteci "...şehrindeki genelevler hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sormuş.Papa da "....şehrinde genelev var mı?" Ertesi gün gazete şu başlıkla yayımlanmış:"Papa uçaktan iner inmez genelev var mı?" diye sordu.Buradaki haberin veriliş biçimi çarpıtma gibi görünüyor,ancak Papa bunu kelimesi kelimesine söylediğine göre çarpıtma sayılamaz.Çünkü ilk olarak haber okunduğu zaman gerçekte papanın ne demek istediği tam olarak anlaşılacak mahiyettedir.Haber veren gazete bunun nasıl bir izlenime yol açacağını düşünmek ve kendine otosansür uygulamak zorunda değildir.Ama Papa o sözü hiç söylemeseydi,o zaman bir çarpıtmadan söz edebilirdik.Bu böyle kabul edilmiyorsa,haber başlıklarından kaynak gösterdiği halde gazete sorumlu tutuluyorsa,artık basın özgürlüğünden söz etmenin olanağı yoktur.Bu durumda gazetelerden iktidarı hiç bir şekilde rahatsız etmeyecek şekilde haberlerin verilmesi biçiminde bir beklenti oluşmaktadır.Böyle bir beklenti yönünde hareket etme zorunluluğu ortaya çıktığı zaman bir gazetenin iktidara sormadan hiç bir haber vermemesi gibi bir durum ortaya çıkar.Buna da artık ne derseniz deyin fakat asla gazetecilik diyemezsiniz.
Etiketler:
adalet,
gündemdeki konular,
hukuk,
iktidar,
karalama,
kürt sorunu
22 Şubat 2011 Salı
YETİŞ GAZMAN!...

Hamdi Alkan'ın canlandırdığı "Gazman"ı hatırlayan çoktur.Hani bol bol kuru fasulya ve başka türlü yiyecekler yiyerek bolca "doğal gaz" üreten bir milli süper kahramandı bu.Malı çalınanlar,hayatları tehdit edilen vatandaşlar "yetiş Gazman" diye bağırıyorlardı.Onların çığlıklarını duyan Gazman, yaradana sığınıp öyle bir ossuruyordu ki,bu osurmanın sağladığı fırlatma kuvvetiyle süperman gibi uçarak suçluların olduğu yere geliyordu.Kötü adamları hızlı çekimde bir güzel dövüp patakladıkdan sonra canını malını kurtardığı adamların teşekkürlerine,"Gazmanınız hep sizin yanınızda" diyordu.
Bizimkisi gibi bir ülkede süpermen çıkacak değil ya,çıksa çıksa Gazman çıkar!..Ama toplumu kötülüklerden koruması gerekenler,Gazman gibi vatandaşın imdadına falan koşmuyorlar,insanların ne istediklerini falan sormadan,"resen" hareket ediyorlar.Youtube,Vimeo gibi video portallerini kapatmaya başladılar yine.Bugün vimeo kanalına erişmeye çalışınca erişimin engellendiği uyarısı ile karşılaştım.Youtube'a sabahtan beri erişilemiyor.Umarım teknik nedenlerle ilgilidir bu.Umarım erişim mahkeme kararı nedeni ile engellenmemiştir.
Acaba vimeoyu neden kapattılar?Sakın hala Deniz Baykal'ın seks videoları ile ilgili olmasın!Türkiye'de sayın Baykal'ın kişilik haklarını ihlal etmekten daha önemli değil nasıl olsa başkalarının ifade özgürlüğünü engellemek.Düşünce özgürlüğü ve kişisel hak ihlalleri nedeniyle yapılan binlerce başvuru takipsizlik kararları ile sonuçlanırken,toplumun ahlakı bozulmasın,insanlar ipini koparmasın diye ikide bir erişim yasağı getiriliyor bir çok siteye."Yetiş gazman" demeye fırsat bulamadan yetişen bu kanun adamlarına Gazman diyeceğim,ama Azman demek daha mı uygun bir ifade olur acaba?..
Etiketler:
eblehler,
eskiz defteri,
gündemdeki konular,
hukuk,
iktidar
12 Ocak 2011 Çarşamba
HİZBULLAH BU ÜLKEDE NE YAPMAK İSTİYORDU?..

Flaş,flaş!...Ceza Muhakemeleri Kanununda yapılan değişiklikle Hizbullah'ın halen tutuklu yargılanan üst düzey örgüt yöneticileri serbest kaldı.Her gün karakola imza atması gereken bu üst düzey yöneticilerin firarda oldukları,İran'a yada Lübnan'a kaçtkları söyleniyor.Bir başka söylentiye bakılırsa CMK'da tutukluluk süreleri ile ilgili yapılan değişikliğin asıl nedeni,Hizbullah'ın yönetici kadrosunun serbest kalmasıymış.Devletin Pkk'ya karşı mücadelede yeniden Hizbullahtan yararlanmak istiyormuş.Örgütün alt düzey üyeleri pişmanlık yasasından zaten serbest kalmışlarmış,yöneticiler bu yasadan yararlanamadıkları için bu yasa değişikliği ile onların serbest kalması sağlanarak bu kanlı örgütü yeniden canlandıracakmış..
Bütün bunlar nedir?Boş söylentiler mi?Devletin böyle şeyler tezgahlama ihtimalinin olmadığına inananlar var mı?Ya Balyoz Darbe planı ile,devletin selameti için her yol mübahtır anlayışı ile hazırlanan akıl almaz planlar,AKP yandaşlarının uydurduğu hayal ürünü şeyler miydi?Ergenekon ve balyoz davalarında havada uçuşan belgelere karşı son derece kuşkuyla yaklaşanları bile,bunca söylentiden sonra Devletin komplo ve tezgahlar yapmayacağına inandırmak kolay değildir herhalde...Keza Devletin Hizbullahı kullandığı yalnız bir savcı iddianamesi değil,toplumda yaygınca paylaşılan bir kanaat.
Sözde müslüman Hizbullah,ya da diyelim DHKP-C gibi sözümona sol bir örgüt,bu ülke topraklarında yeni bir devlet kurmayı mı amaçlıyorlar sizce?..Kanaatimce onların gerçek amaçları,devleti yıkıp yenisini kurmak değil aslında.Asıl amaç,Bu devlet yıkılmadan bir devlet kurmak..Ya da devletin içinde devlet kurmak....Yani çevrelerine sempatizanlar,militanlar,topluyorlar.Finansman buluyorlar.Sonra başlıyorlar,tek iktidar kendileri imiş gibi kendi kanunlarını uygulamaya...Adam kaçırıyorlar,mahkeme kuruyorlar,ceza verip infaz etmeye başlıyorlar.Bu örgütlere giren bir daha çıkamıyor,çıkma affedilmiyor,düşman gördükleri kişilere en acımasız ceza ve işkenceleri reva görüyorlar.Hizbullah'ın arşivinden çıkanları hatırlayalım.Kameranın önünde kafası kesilen adamlar.Akla gelebilecek en eziyetli infaz,domuz bağı ile öldürme.Canlı canlı kurbanın üzerine beton atma.Yerin altındaki kuyularda aylarca tutulan adamlar.Tırnakları 30 cm'ye varmış esirlerin perişan halleri...Daha neler neler...Kendilerine ihanet edip örgütten çıkanlara da uygulanmış,ama daha çok PKK'lılara karşı girişilmiş canavarlıklar bunlar.Bütün bunları işittikten sonra,o derin devletin bunları bizzat planladığına da inanabilirsiniz,sessiz kalıp olup bitenleri bildiği halde bilmezden geldiğine de...Fakat dediğim gibi Devletin bunlarla ilişkisinin sadece hırsız polis ilişkisi olduğuna inanmak en zor şey...
Belki de asla bilemeyeceğiz,şu bizim devlet dediğimiz şeyin bu tür örgütlerle ilişkisinin gerçek niteliğini.Tarih kitaplarında okuduğumuz hemen herşey kuşkulu hale geliyor.Madem ki devletin kendi içinde ,kendi selameti ve bekası için her şeyi mübah gören bir anlayış var...Madem ki bu anlayış çok güçlü...O halde tarih kitaplarından öğrendiğimiz hiç bir şeyin doğruluğuna güvenemeyiz..Bize karşı neler planlandığını,hangi dümen ve tezgahlarla bu ülkenin"idare edildiğini" asla bilemeyiz.Açık ve şeffaf bir devlet hayalden ibaret belki de.İnsanlarda iktidarı isteme ve iktidarı reddetme eyilimlerinin eşit güçle bir arada durduğu güçlü bir uyanış mümkün olmadıkça...
Etiketler:
devlet,
gündemdeki konular,
hukuk,
iktidar,
iz bırakan acılar,
özgürlük
2 Ocak 2011 Pazar
KATİLLER ARAMIZDA!...

Bir adam,Bigöl'ün Seruh ilçesinde 5 yıl önce çıkan bir kavgada 5 kişiyi öldürüp 13 kişiyi yaralamış.Yeni yılda yürürlüğe girecek olan Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 102'nci maddesine göre tahliye edilecekmiş.Tahliye nedeni yeni ceza muhakemesi yasasına göre,bir zanlı hakkında 3 yıldan fazla tutukluluk tedbiri uygulanamaması.Eski CMK'nın yıllarca ceza çeker gibi süren tutukluluk süresi başlı başına bir adaletsizlikti.Ancak şimdiki yasa bu haliyle daha da büyük bir haksızlık ve adaletsizliğe neden olacak nitelikte.Bir düşünelim;yıllardır cezaevinde tutuklu olan 57.000 üzerinde zanlı var ve bunlar yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle serbest kalacaklar.Türkiye'de bu uygulamanın haksızlığa neden olacağı herkesin malumu;çünkü biliyoruz ki,bir çok dava,on yıldan fazla sürebiliyor.Bu yeni yasa ile bu sürecin kısaltılacağını,hakimlerin 3 yıl dolmadan önce süren ağır cezalık davaları canlarını dişlerine takıp sonuçlandırmayacaklarını biliyoruz.Çünkü yargılama süreci çok hantal işliyor;üstelik Adliye personelinin yetersizliği nedeniyle mevcut iş yükü kaldırılamamakta.Öyle ise bundan böyle bu davalar fiili imkansızlıklar nedeniyle 3 yıldan önce karara bağlanamazsa bile insanları bunun arkasında bir şaibe olmadığına inandırmak mümkün olmayacak..Demek ki alt yapısı oluşturulmamış bir hukuk reformu,beklendiğinin aksine adaletsizliğin başlıca nedeni haline gelebilir.Nereye gidiyoruz?Zaten Türkiye'de yargı yeterince şaibe altındaydı;toplum yargıya tümden güvenini yitirip,bireysel çözümlere mi yönelecek..Bu iktidar,bir şeyler çözecekmiş gibi yapıp her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
