dip not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dip not etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Kadına Karşı şiddet

Kadına karşı şiddet,evrensel bir sorundur ve ne yazık ki dünyanın her yerinde vardır.Ama bizim toplumumuzda dünyanın her yerinde görülenden daha fazla bir şey vardır.Polisinden savcısına,din adamından öğretmenine kadar her mertebede normal sayılan,erkeğe ihsan edilmiş bir hak gibi algılanan bir olgudur bizim kültürümüzde "kadına karşı şiddet"...Bu nedenle davaların sonuçsuz kalmasında,polisin olay yerine hep geç gelmesinde,zorbaların kovuşturulmamasında, şiddetin toplumca normal karşılanmasının büyük payı vardır...

29 Temmuz 2011 Cuma

Hepimiz Ermeniyiz

Hrant Dink,bu ülkedeki insanların çoğundan daha namuslu ve dürüst olduğu halde ermeni olduğu için,ermeni kimliğini gizlemeden yaşamayı seçtiği için katledildi.Bu nedenle "hepimiz ermeniyiz" diye haykırdık.Başta hortlak suratlı Bülent Ersoy olmak üzere, insanlar kurban edilirken bile "türklüğünden gurur duyanlar", pek ayıpladılar bizleri.Ey bu ülkenin hortlak suratlı ırkçısı/faşisti:"Hepimiz ermeniyiz!"Var mı diyeceğiniz lan?

3 Mayıs 2011 Salı

Derin denizlere gömülen korku



Usame Bin Ladin'i öldürdüğü söylenen CIA'in cesedini denize gömmesinin nedeni,adına türbe yapılıp şefaat dilenilmesini engellemek içinmiş.Amerikalılar Usame'nin bir direniş sembolü ve figürüne dönüşmesinden ödü patlıyor besbelli.Fakat kendini Usame ilan edenlerden,Usamenin aslında ölmediği hatta ölümsüz olduğu iddialarının vereceği ilhamdan nasıl koruyacak acaba?Usamenin, deniz Tanrısı Neptün gibi elinde üç dişli yabası ile dirilip cihat ilan etmesi için mi gömdüler onu oraya?..(Dikkat:Üç dişli yaba yalnız mitolojik denizler tanrısı Neptün'ün değil şeytanın/mefistonun da simgesidir aynı zamanda!)Bir cinayet işledikten sonra delilleri yok etmek için cesedi denize atan o klişeyi nasıl da çağrıştrıyor bu olay dikkatinizi çekti mi?Acaba hangi sırlar gömüldü Usame'den başka denize?Katil olduğu söylenen kişi hiç bir açıklama yapılmadan infaz edildiğine göre,Usame'nin aslında Amerikanın hesabına çalışan biri olmadığına nasıl inanacağız?11 eylül saldırılarının aslında CIA tarafından planlanıp Dünyanın çeşitli yerlerini işgal etmek için bahane yaratıldığı iddialarının gerçek olup olmadığını nasıl sınayacağız?"Adalet yerini buldu" demiş Obama;Irakta öldürülen onbinlerce masum insan hangi adaletin yerine getirilmesine hizmet ettiler acaba?...

Usame gibi kanlı katilleri nur yüzlü peygamberlere dönüştürecek kadar zalimlik yaptıklarını ne zaman fark edecekler sahi?...(Filistin yetmeyecekse Irak'a yaptıkları yeterli...)

12 Ocak 2011 Çarşamba

İRAN NEYİN PEŞİNDE?..


Recm cezası verilen Sakine Aştiyani


İran halkı kadim bir halk,çok sıkı kültürleri var,ama zannederim şiilikten dolayı islami toplumlarda yüzyıllardır dışlanmanın verdiği hıncı bir çeşit fanatizme,aşırı dinciliğe,yobazlığa kanalize ederek telafi edeceklerini sanıyorlar.Nasıl İsrail devleti soykırıma uğramış olma travmasından bir kıyım makinası devlet yaratarak kurtulmaya çalışıyorsa,İran da zalimlerin gücünü kendine rehber edinerek mağduriyet sendromundan kurtulmaya çalışıyor.İslam devrimi dedikleri de dinci bir faşizm..Sünnilik gibi bir engel dururken,İran'ın islam aleminin liderliği hayalini kurmasının başka açıklaması olabilir mi?İran batıyı şeytan ilan edip şii- sünni yarılmasını unutturmaya çalışıyor.Dinsel yobazlığa meylederek yüzlerce yıl kendilerini hakir gören sünni müslümanların gözünde saygı uyandırmaya çalışıyor.Dinde devrim olur olmasına,ama ancak birey düzleminde olur diye düşünüyorum.Çünkü ölümlü hayatın gelip geçiciliğini kendine düstur edinmiş islamiyetin devlet zoruyla yeryüzü krallığı ilan etme gibi bir hedefi olamayacağını,böyle bir şeyin islamiyetin de özüne aykırı bir saçmalık olduğunu düşünüyorum.Mollaların yapmaya çalıştığı şey,dinsel buyrukları faşist bir zorbalığın aracı haline getirmek.iran'ın oynamaya çalıştığı bu şeytani oyun,müslümanların gözünden kaçmamalı.İran,bence şeytan ilan ettiği Amerika ve İsrail'den daha az şeytan değil..

11 Ocak 2011 Salı

SEMİH KAPLANOĞLU'NUN SÜT'Ü ÜZERİNE BİRKAÇ NOT...



Semih Kaplanoğlu hikaye mi anlatıyor filmlerinde?İlk bakışta bir hikayesinin olup olmadığı bile kuşkulu Süt'ün.İzleyince zihinde taşranın ölü sessizliğinin verdiği sıkıntı,yaşayıp yaşamadıkları bile belirsiz insanların sessiz ve ağır devinimlerinin yarattığı tortudan başka birşey yokmuş gibi görünüyor.Mesela bu fotoğraftaki sahnede bu bu ölü sessizliği izlenimi doruk noktasına çıkıyor.Ama sinema çevrelerinde artık Kaplanoğlu'nun sinemamızın en iyi öykü anlatıcılarından biri olduğu kabul ediliyor.

Simgesel anlatımla gerçekçi anlatımı,kurgu ile senaryoyu öyle iç içe geçirmiş ki,sanki bu öğeler öykünün "mütemmim cüzleri" olmuş.Filmin ilk sahnesinde bir kız,başaşağı asılmış bir ağaca,süt kaynatılıyor ve bir adam dualar okuyor..Sonra genç kızın ağzından küçük bir yılan çıkıyor onun bağırtıları eşliğinde..Filmin hikayesi bu işte:Bir şeytanın çıkıp ruhun azad olması,genç bir adamın özgürlüğe kavuşması..Dul ve güzel annenin sonunda bir erkekle beraber yaşamaya karar vermesi,genç Yusuf'un o canlı olup olmadığı belirsiz kasabayla olan tek bağlantısının da kopması.Annesinin bir erkekle birlikte yaşama kararının iyice belirginleşmesi sonrasında Yusuf'un kimsenin "bozuk" diye satın almadığı süt şişeleri ile dönerken,motosikletin üzerinde sara nöbetinin başlaması..Motosikletinden düşmesi,sütler dökülürken onun ağzından çıkıp boynuna doğru süzülen köpüklerin tıpkı filmin başındaki kızın ağzından çıkan yılana benzemesi..Sonrasında ayılıp kendine gelen Yusuf'un arınmış ve dünyaya yeni gelmiş hali...Bu film bizi anlatıyor.Bazılarının "hikaye yok" diye itham ettiği Semih Kaplanoğlu'nun "Yusuf" üçlemesi fazlası ile bize ait bir hikaye..

8 Ocak 2011 Cumartesi

Sokak Eylemcileri



Bazen herşeyi yüzlerine gözlerine bulaştırır eylemciler.Bazen destan yazarlar.Özellikle ızdırabın kendini isyan ve kavga dışında hiç birşekilde dile getiremediği ve büyük insanlık sorunlarının büyük toplumsal devrimler dışında asla çözülemeyeğinin açık seçik görünmeye başladığı anlarda...

6 Ocak 2011 Perşembe

Yaşamına kendi isteği ile son vererek 2002 yılında aramızdan ayrılan Sevgili Dostum Zafer ekin Karabay için...



sesini tenime gizliyor bir karanlık, uyuyorum.
bulduğum ilk mitolojide kaybediyorum tanrıyı.
rüyalarımdan mahno'yu sorumlu tutup
paris'te veremden öldürüyorum gerçekleri.
babam ajans haberlerinde kendisinin ölümünü
dinliyor ve bana gelmeden önce eurydic'i
üçüncü kez kaybediyor orpheus

uyanıyorum, sevgilimin gözlerinde
ancak bir kadının çekebileceği kadar acı.
durgunluk ve sokaktaki susku. yüzüme elektrik
faturaları çarpıyor, kimlik kartım ve sınavlarım.
çatılarda kuşların her zamanki konukluğu.
ansızın dönüyorum odama, odamda uçları eprimiş
bir halı ve acıları genç werther'in
ZAFER EKİN KARABAY(1975-2002)

Genç werther'in acılarından bahsediyor şiirinde Zafer...Ama ben tanıyordum onu,biliyorum aşk acları değil bunlar;Onun asıl ilgisini çeken Werther'in intihar etmesi hikayenin sonunda...Şiirleri bu temanın etrafında dönüp dolaşıyor,bir kelebeğin ışığın etrafında dönüp durması gibi..Ölüm ile ışık benzetmesi çok yadırgatıcı,ama zafer ölümü ışığı sever gibi seviyordu.Bu şiirleri tekrar ederken ürperiyorum ve sanki yakında olacak şeyin farkına varmışım ve sanki uyaracağım onu böyle birşey olmaması için...Peki onun ölümde bulduğu ışıktan daha üstün neyimiz vardı?vardı aslında..Ona yetmeyecek kadar olsa da herkeste,onun ölümde bulduğundan daha değerli bir ışık vardı...Herkes bir parça götürseydi o ışıktan ,kurtulurdu belki...Ama bizim gibi kurtarılmayı bekleyenlerin ona kurtuluş götürmesi mümkün müydü?Ya eceliyle ölene kadar hayatta kalmayı başarabilmek bir kurtuluş mu?İşte Zafer bizi böyle karanlık suallerle baş başa bırakıp gitti...

5 Ocak 2011 Çarşamba

Siyah beyaz "yutopya"



Linç kalabalığı renkleri sevmez; siyah ve beyazdan oluşan bir dünya hayal eder.Kendilerinin sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını bildikleri halde,inandıkları şeyin sütten çıkma ak kaşık olduğunu sanırlar.Öyle ki,bu inandıkları şeyin kanatları altında kendileri de yunup arınmaktadır sanki.Karşı taraf,rakipleri de simsitahtır elbette.En küçük bir vicdan sızısına bile neden olmayacak kadar siyah...Bu siyah ve beyazdan oluşan "ütopyada" gri renge yer yoktur.Bir şeyin ne siyah ne de beyaz değil,ancak gri olabileceğini kabul etselerdi,linç edecek bir tane bile varlık bulamazlardı...

30 Eylül 2010 Perşembe

Hanefi Avcı Kimmiş?

Facebookta Birgün gazetesinin bana gönderdiği bir mesajda tepkiler ve şikayetler nedeniyle Hanefi Avcı'nın "Haliçte Yaşayan Simonlar" adlı kitabının reklamının kaldırıldığı duyurusu vardı.Fethullahçı Methullahçı olmadıklarına göre,bu solcuların bu adamla ne alıp veremedikleri vardı?Eh ben solcu geçinirim hep,ama gerçek bir solcu gibi egemen güçlerin hışmına uğrayıp işkence ve cezaevi görmüş biri olmadığımdan,Hanefi Avcı gibi isimlere anında öfke duyacak aşinalığım yok.Meğer 12 eylül dönemi işkenceci polislerinden biriymiş bu adam.Mersin'de bir karakolda onlarca devrimciye işkence yapmış.Hatta uzun yıllar sonra cesedi kimsesizler mezarlığında bulunan bir devrimcinin gözaltında öldürülmesinden sorumlu tutuluyormuş.Zaten o dönemlerde işkenceden geçen devrimcilere gözaltında öldürülen devrimcinin ayakkabılarını gösterip,"konuşmazsanız sizin de sonunuz onunki gibi olacak" diyormuş.Şimdi ise böylesi canavarların kitaplarından Türkiye gerçeklerini öğrenmemiz isteniyor.Bunların kimlerin ve nelerin mezarı üzerinde tepiştiklerini öğrenmeye çalışmak daha gerçekçi bir Türkiye profiline götürmez mi bizleri?

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1021456&Date=30.09.2010&CategoryID=77

GAZETE OKUMAK DÜNYAYI ANLAMAYA YARDIM EDER Mİ?

Toprağa dair bilgisine hep hayran olduğum bir arkadaş var,benim gibi bolca gazete,dergi,kitap okuyarak dünyayı anlamaya çalışan biri değil.Muhtemelen çok okumanın beyhude olduğunu düşünüyor."Ne okuyorsun gene" dedi,Hanefi Avcı ile ilgili son haberleri okuduğumu görünce dudak büktü.Sanki bana" o kadar zamandır okuyorsun,anladığın ne?" diye soruyormuş gibi geldi..Böyle bir soru yöneltmiş gibi kafamdakilerti sıralamaya başladım.Çok küçük yaşlardan beri gazete dergi okuyordum,bazı konuları ciddiye alıp işin özünü kavramak için kitap da okuyordum.Asla tam olarak anlayamadım dünyayı.Ne için kavga ediyorlar,neyin mücadelesidir bu,kim haklı kim haksız,ezen kim ezilen kim?Şüphesiz ahkam kesme yarışması düzenlendiği zaman,herşeyi bilmesem de çok çok önemli şeyler biliyormuşum ayaklarına yatarım.Ama samimiyetle gerçek hakkında ne biliyorum ki?Hiç.Koskocaman hiç.Aslında herkesin kendi çıkarına göre kesip biçtiği,yüzsüzlüğün ve taşkınlığın sınır tanımadığı,haset ve öfkenin gözleri kör eden dumana boğduğu,karanlık güçlerin kendini gizlemekte bunca başarı sağladığı bir dünyada kim hakikati bilebilir?Kim kavrayabilir işin özünü?Bilgi dedikleri ukalalıktır,kendini beğenmişliktir,ya da hokkabazlıktır..En azından bu gerçeği biliyorum diyeceğim ama bunların patenti de ta Antik yunan dünyasında alınmıştı:))