3 Ocak 2011 Pazartesi

Davutoğlu'nun villa kirası!...



Dışişleri Bakanı Davutoğlu için kiralanan villanın aylık ücretinin 39 bin lira olduğunun ortaya çıkması üzerine CHP milletvekili Sevigen, "Bu parayla İstanbul Boğazı'nda taksitle yalı alınır" demiş.Evet,Davutoğlu'nun oturduğu evin(pardon villanın)aylık kira bedeli 39 bin lira..Şuna düz hesap 40 bin diyelim.Hala liradan üç sıfır atılmasına alışamayanlar varsa eski hesaba göre 40 milyar...Dolar bazında yaklaşık 27.000 dolar...Davutoğlu Gül'ün Dışişleri konutunu hala boşaltmış olmaması nedeniyle kirada oturuyor,parasını devlet ödüyor.Bunlar değil miydi sahi ilk iktidara geldiklerinde milletvekili lojmanlarında oturmayı reddedip onları satışa çıkaranlar..Ama artık Bakanı ile Başbakanı ile köşe olmuş vaziyetteler.İktidarı,makamı,mevkiyi ve bu makam/mevkinin sağladığı nimetleri çok seviyorlar...Bal tutan parmağını yalar,tutamayan avucunu yalar!...Sade vatandaş ile aralarındaki mesafe açıldıkça demagoji sanatını daha da iyi icra etmek zorundalar.Artık öyle tuzu kuru olmaya başladılar ki,o sattıkları milletvekili lojmanlarını beğenip de oturmazlar bile.Bir araştırma yapılsa,Akp'li bakan ve milletvekillerinin iktidarları boyunca edindikleri servetin dökümü çıkarılsa AKP'nin bu ülkeye maliyeti anlaşılabilir mi?Elbette yalnız onları değil belediyelerini,kendi atadıkları bürokratları,önemli yandaşlarını da dahil etmek lazım...Merak ediyorum ortaya çıkan yekun Türkiye'nin GSMH'sının kaçta kaçına denk gelir?Halk AKP'nin kendilerine kaça malolduğunu kesin olarak bilebilse onları desteklemeye devam eder mi?Belki de devam eder...Şimdilik halkın gerçek çıkarlarını temsil edebilecek nitelikte bir siyasal oluşum henüz mevcut değil ne yazık ki...

2 Ocak 2011 Pazar

Mardin'de "Alternatif Yılbaşı!..."



Belediye tarafından düzenlenen dualı, sema gösterili alternatif yılbaşı kutlamasında konuşan AK Parti Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey, yılbaşı süslemesi yapan Mardinli esnafa sitem ederek, “Modernleşme adına özümüzü kaybediyoruz” demiş.Dualar okunmuş,semazenler sema dönmüş,tekbir getirilmiş,ilahiler okunmuş..

Neler olabilirdi "alternetif yılbaşında" diye üşenmedim,hayal kurdum...Ulan semazenlerin kafasında yaldızlı kukuletalar,ilahiler okuyanların başında noel baba takkesi mesela...Havai fişekler saat 12'yi vurunca "Allah Allah" nidalarıyla patlaması..Kara çarşafın içinde bir dansöz,kıpır kıpır göbek dansı yaparken sanki yarı çıplakmış gibi coşkulu serzenişler..Birden bire kara çarşafın çıkıvermesi..İçinden orta dişleri dökülmüş bitişik,kara kaşlı bir herifin çıkması...Yılışık yılışık gülmesi..Küfürler ve bağırmalar eşliğinde bu herif kovalanırken,yılbaşı sunumunu yapan belediye başkanının ahaliyi edep ve sükunete davet etmesi..Aklıma neler geldi neler.Tam da ellerine düşsem,bu fikirlerim nedeniyle o alternetif yılbaşını yapanların beni linç edebilecekleri şeyler..Bugün bana uçuk kaçık bir hayal gibi görünen bu şeyler,belki de bir gün gerçek olur...Biz göremesek de olur.Ama en iyisi Mardin'e falan gitmeyeyim ben.Olur a bu yazıyı biri okumuştur ve bakarsın tanıyıvereceği tutr orada...Neme lazım ya?...

KATİLLER ARAMIZDA!...



Bir adam,Bigöl'ün Seruh ilçesinde 5 yıl önce çıkan bir kavgada 5 kişiyi öldürüp 13 kişiyi yaralamış.Yeni yılda yürürlüğe girecek olan Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 102'nci maddesine göre tahliye edilecekmiş.Tahliye nedeni yeni ceza muhakemesi yasasına göre,bir zanlı hakkında 3 yıldan fazla tutukluluk tedbiri uygulanamaması.Eski CMK'nın yıllarca ceza çeker gibi süren tutukluluk süresi başlı başına bir adaletsizlikti.Ancak şimdiki yasa bu haliyle daha da büyük bir haksızlık ve adaletsizliğe neden olacak nitelikte.Bir düşünelim;yıllardır cezaevinde tutuklu olan 57.000 üzerinde zanlı var ve bunlar yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle serbest kalacaklar.Türkiye'de bu uygulamanın haksızlığa neden olacağı herkesin malumu;çünkü biliyoruz ki,bir çok dava,on yıldan fazla sürebiliyor.Bu yeni yasa ile bu sürecin kısaltılacağını,hakimlerin 3 yıl dolmadan önce süren ağır cezalık davaları canlarını dişlerine takıp sonuçlandırmayacaklarını biliyoruz.Çünkü yargılama süreci çok hantal işliyor;üstelik Adliye personelinin yetersizliği nedeniyle mevcut iş yükü kaldırılamamakta.Öyle ise bundan böyle bu davalar fiili imkansızlıklar nedeniyle 3 yıldan önce karara bağlanamazsa bile insanları bunun arkasında bir şaibe olmadığına inandırmak mümkün olmayacak..Demek ki alt yapısı oluşturulmamış bir hukuk reformu,beklendiğinin aksine adaletsizliğin başlıca nedeni haline gelebilir.Nereye gidiyoruz?Zaten Türkiye'de yargı yeterince şaibe altındaydı;toplum yargıya tümden güvenini yitirip,bireysel çözümlere mi yönelecek..Bu iktidar,bir şeyler çözecekmiş gibi yapıp her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor.

10 Kasım 2010 Çarşamba

BENİM İÇİN AĞLAMA!



Fethullah Hoca ağlıyor,ağlatıyor!...Önce Kuranı gösteriyor,sonra çocuk gibi ağlıyor,sonra "Kuran yetim!" diye bağırıyor..Sonra dinleyen cemaat haykırmaya,kendini paralamaya başlıyor."Çığlıklarınıza kurban olayım"diyor..Daha çok haykırma sesleri..Arada Kurandan arapça ayetler,sonra Ressulullah hikayeleri..Nedir bu?Toplu bir deşarj olma ritüeli mi?Samimi bir inanç ifadesi mi?Bir günahtan arınma ayini mi?Kim için ağlıyorlar?..Kendileri için mi,yoka kendileri gibi olamayanlar,mesela bizler için mi?..Hoca şimdi Abd'de...28 şubat döneminde kendisine karşı palazlandırılmış kampanya olmasa da şimdilik geri dönmeye niyetli görünmüyor.En sson Hanefi Avcı,onun emniyetteki akıllara zarar gücünü bir kıyamet alameti gibi gündeme getirdi biliyorsunuz.Kimilerine göre ömrünü eğitime ve ülkenin kalkınmasına adamış zararsız bir bilge kişi.Kimilerine göre gün gelip cübbe ve sarığı ile iktidar piramidinin tepesine oturup Türkiyenin çağdaş değerlerine elveda diyecek bir karşıdevrim önderi "Humeyni" olarak tahta çıkarılma olasılığı güçlü bir şeytan....Neden Türkiye'yi avucunda tutacak kadar güçlü olmaya çalışıyor bu adam?.Bu kadar büyük bir güçle niyetlendiği asıl şey ne?..Sadece eğitim,inanç ve iktisadi kalkınma mürşidi ise, bu denli büyük bir güçle işi ne?Niye devlet içinde bir devlet olarak hiç bir sivilin başaramayacağı kadar güçlü bir iktidar ağını koza gibi örüyor?Neden açıkça türban ya da benzeri eylemler yapmak isteyen taraftarlarını susturup,"gün gelecek istediğimiz her şey olacak" vaadi ile yatıştırıyor?

Kime ağlıyor,kimin günahları için gözyaşı döküyor..Ona itikatla bağlı olanlar için mi bizler için mi?Bir gün sadece ağlamakla kalmayıp kendileri gibi düşünüp yaşamak istemeyenleri adam edecek bir nizamın peşinde değilse neden"Kuran sahipsiz!" diye bağırıyor?

Benim için ağlıyorsan ağlama be, adam!..Bana bu kadar acıyoran,benim için savaş naraları atacak kadar çığlık çığlığa elemlere boğuluyorsan,ben yanmışım demektir.Senin kuracağın nizam ve senin sınırlarını çizeceğin anlayış dışına çıkmaya;kendi hayatım üzerinde söz sahibi olmaya hakkım yok demektir.Benim için ağlama!...Çünkü ben bir yetişkinim ve kimse tarafından vesayet altına alınmak istemiyorum.Kendi öz günahlarını bir tarafa bırakıp benim günahlarım için kendini parçalayan insanların bana,kendim olmayan bir hayatı dayatmak ve onu yaşamaya mecbur etmek dışında verebilecekleri bir şey olduğuna inanmıyorum.Tanrı ile aramdaki ilişkiyi kendim düzenlemek istiyorum,aracı istemiyorum.O sahip olduğun muazzam gücün bana zulüm ve cehennemden başka bir şey veremeyeceğini biliyorum.Eğer kendin ve taraftarların için döküyorsan o göz yaşlarını,buna bir itirazım yok..Çünkü o kadar büyük bir iktidar,o kadar bir güç,boğazına kadar günaha batmıştır ve gözyaşları ile yıka yıka temizlenmez...Ama yanlış yapsam bile başkalarının göz yaşı ile temizlenmeyi umacak kadar onuruz olmadığım için o göz yaşlarını reddediyorum.Samimi olsan bile,bu memlekette samimiyetle insan boğazlandığını bildiğim için,senin o samimiyetinden de korkuyorum.Benim için ağlama,istemiyorum!......senden başka bir ihsan da istemem...

9 Kasım 2010 Salı

Bebek ve Yılan..



Videoda bebek zehiri alınmış bir kobra yılanı ile oynuyor.Kobranın saldırganlıkları bebeği ürkütmüyor bile.Hani derler ya,"bebekler korku bilmez" diye,aynen öyle...O yaşta bir bebek,şiddetli gürültü ve patlama seslerinden etkileniyor:Korktuğu için değil,rahatsız olduğu için.Bu nedenle hepimiz korkuyu sonradan öğreniyoruz.Patolojik korkularımızı,mesela fobilerimizi de ebeveynlerimizden öğreniyoruz.Ben eşime şimdiye kadar,çocuğu sürekli "böcek böcek" diye korkutma dedim,ama dinlemedi.Zararlı bulduğu her şeyi böcek diye kodladı çocuğun zihninde.Oğlanda belki böcek fobisi olacak ileride.Oysa böcek de olsa,türümüzün hiç bir bireyi,yaşayan varlıklardan fobi derecesinde nefret etmemeli.Zaman geliyor bu böcek fobisi bilinçaltında evcil hayvanlara karşı bir antipatiye dönüşüyor şeklinde kuşkularım var...

Türkiye'nin Youtube ile sınavı...



Youtube kimsenin beklemediği bir anda açılıverdi..Meğerse Youtube'un kapatılma nedeni olan Atatürk'e hakaret ettiği iddia edilen videolar,TRT arşivinden alınma görüntülerden oluşuyormuş.Bu görüntülerin telif hakkı da bir Alman kuruluşunda bulunuyormuş.O kuruluş telif hakkı ihlali iddiasıyla başvuru yapınca youtube yetkilileri de başvuruyu haklı bulup videoları kaldırmışlar..Yasak da kalkmış böylece..Türkiye Youtube'u,uygar ülkelerde anlaşılması imkansız bir nedenle kapatmıştı.Türkiye,milli yasalarına göre suç teşkil edebilecek her türlü içeriği dünyanın neresinden yüklenmiş olursa olsun kaldırtmak istiyordu.Yani Türkiye,mesela Yunanistan'da yaşayan Yunanlılara bile Atatürk'e hakareti yasaklamak istiyordu!...Şüphesiz Youtube'da yalnız Türkiye için değil dünyanın her ülkesinde suç teşkil edebilecek içerikler var.Buna rağmen,Avrupa'da bizim gibi gerekçelerle youtube kapatılmıyor.Nedeni ise,Youtube'un muazzam bir görsel kütüphane olması,zararlı içeriklerinin üstün kamu yararı karşısında devede kulak kalması.Bizim yetkililerin sandığı gibi yalnızca kedi videolarının paylaşıldığı bir portal değil youtube;arayan bilir...Yok, yoktur orada.Türkiye ise bu muazzam kamu yararını uçkuru düşük politikacıların yaygaracı hassasiyetleri nedeniyle fedaya hazırdır.Fakat Türkiye'nin arzu ettiği sansürcülüğü internette ödünsüz bir şekilde uygulanması için demokrasi ile bağdaşması imkansız yasal önlemler almasıyla mümkün olabilir(Çin gibi,Pakistan gibi...)İşte bu nedenle internet teknolojisi,devletleri içinde suç teşkil edebilecek özgürlüklerin de bulunduğu bir özgürlük anlayışını kabul etmek ya da etmemek gibi bir seçenekle baş başa bırakmaktadır.Bunun ortası yoktur.Türkiye ise bunun ortasını bulmaya çalışmakta:Yani hem medeni dünyanın bir parçası olacak,hem de sansür ve yasakçı zihniyet devam edecek...Ortada kalmak mümkün olmadığı için her seferinde medeni dünyanın dışına savrulmaktadır...

hanimiş de anasının guzusu..



Rosemary'nin Bebeği adlı bir film izlemiştim.Roman Polansky'nin filmiydi..Şeytandan hamile kalan bir kadının öyküsüydü..Kadın işin sonunda şeytan tarafından hamile bırakıldığını anlıyor,ama yine de bağrına basıyordu.(Şeytan da olsa benim yavrııımmm)Doğan bebeğin yüzünü göstermemişti yönetmen filmin sonunda.Herhalde böyle bi şeyle karşılaşacaktık gösterseydi!...