insan doğası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan doğası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2011 Cumartesi

Tom ve Jerry



Tom ve Jerry,Metro Golden Mayer şirket tarafından,Disney'e alternatif olarak yaratılmış bir çizgi film serisi.Fare ve kedi arasındaki kaçma-kovalamaca oyunu gibi basit bir konusu olan bu animasyon o kadar tutulmuş ki,soruşturmalarda hala "tüm zamanların en çok izlenen animasyon serisi" ünvanını kimseye kaptırmıyor.Bu son zamanlarda 3.5 yaşındaki oğlumun en önemli keşfi.Bayılıyor Tom ve Jerry izlemeye.Bir türlü doyamıyor.

Nasıl olmuş da bu basit konusu olan ve görünüşte hayli iddiasız animasyon,bu denli büyük ilgi görmüş ve Disney karakterlerinin bile papucunu dama atmış?Bunu açıklamak çok zor değil aslında.Çünkü Tom ve Jerry,Disneyinkilerden bile daha evrensel bir temayı işliyor.Haz ve kuralların ezeli ve ebedi çatışmasını.Jerry adlı fare canlıların haz alma,dileğince yaşama ve mutlu olma isteğinin simgesi.Tom adlı kedi de,kurallara boyun eğme,başkalarının koyduğu kurallara göre yaşama isteğini..Bunlar aslında insanın iç dünyasındaki güçlerin temsilcisi.Tom da Jerry de içimizde.Arzu,bir fareye benziyor.Gizlice eve yerleşmiş,pek istenmeyen bir konukçu.Başınızı her an derde sokabilir.Çünkü bencil,kuralları sevmiyor.Başınıza o kadar dert açabilir ki,onun o doğal ve içgüdüsel hareketleri,yalnızca hedonistlerin değil sadistlerin bile tahammül sınırlarını aşabilir.En iyisi o fare deliğinde yaşaması onun.Ama onsuz da hayat düşünülemez.Çünkü her varlık,başkalarının koyduğu kurallara değil kendi istek ve eğilimlerine göre yaşamak ister.Varoluşun ve varlığı sürdürme isteğinin biricik nedenidir haz ilkesi...

Tom ise kurallara göre yaşamı temsil ediyor.Evin sadık bir hayvanı.İnsanların dünyasında kendine yer bulabilmek için arzu ve içgüdülerle(fareyle) mücadele etmek zorunda.Fakat Tom,Jerry'nin her şeyine engel olmaya çalışıyor.Ama Jerry akıllı.Onu alt edebilecek türlü türlü numaraları var.Bu çatışmayı her seferinde fare kazanıyor.Fakat öyle bir hal alıyor ki,roma arenasında ölümüne mücadele eden gladyatörler gibi giriyorlar birbirine.Ama neyse ki onlar birer karton karakter.Başlarına ne gelirse gelsin,hiç bir şey olmamış gibi eski hallerine dönebiliyorlar.Böyle olmak zorunda.Bunlardan biri ölürse,insanın da yaşamı sürdürme isteği sona erer.Bunlardan biri sakat kalırsa,bu her geçen gün artan mutsuzluğun,acının,kolayca çöküp bunamanın başlangıcı olacaktır.

Zaten her zaman mücadele de etmiyorlar.Bazen işbirliği yapıyorlar ve bazen ortak bir düşman ya da tehlikeye karşı dayanışma yapıyorlar.

Son olarak eklemek istediğim bir şey daha var..Jerry çoğu zaman bir tavuğun,babaç bir köpeğin ya da başka bir hayvanın,bazen de kendisini sempatik bulan bir insanın kanatlarına sığınıp orada kendini güvende hissediyor ve Tom'un hışmından kurtuluyor.Bu da haz ilkesinin ebeveynlerin sevgisi ve şevkati sayesinde güçlenip akıllandığını,kedi ile başa çıkabilecek bir kıvama geldiğini gösteriyor.Ebeveynleri tarafından sevgi,şevkat,anlayış ve alaka ile büyütülmenin insanın mutlu olma potansiyelini doğrudan etkilediğini gösteren bir simge olmalı bu da...

GÜCÜ ANLAMAK...



Çalıştığınız yerde,ya da devamlı takıldığınız ortamda,aslında kıl olduğunuz birisi tarafından durup dururken taciz edildiğiniz oldu mu?Soruya bak!...Hiç olmaz olur mu?Benim başımı ağrıtan bir iki kişi var..Sözüm ona resmi tavırlarla laf sokuşturmaya çalışıyor,caka satmaya çalışıyor.İlk zamanlarda pek arkadaşım olmadığı için samimi olmaya çalıştığım biri.Ama daha sonra şımarık ve şapşal yüzünü farkedince uzaklaştım ondan.Bir diğeri de resmen kıl olduğum biri.Sesini yükselterek,emredercesine konuşmaya başladı.Oysa önemli bir sıfatı ya da mevkii de yok.Aynı serviste de çalışmıyoruz.Bir kadın bu.Hoşlanmadığım itici bir kadın.Ama kendisinden hoşlanmıyorum diye onunla bir alıp veremediğim olduğu da sanılmasın.Ama rahatsızlık vermeye çalıştı bana son günlerde...

Bu tür davranışlar.ille de böyle antipatik bulduğum bir insandan gelecek diye bir kural yok.Bakarsın can ciğer sandığın biri de,tavırlarını değiştirir bir neden yokken, rahatsızlık vermeye çalışır.

Bunlar sözsüz iletişim türleri.Üstünde durmadığımız ama gündelik hayatta sık karşılaştığımız şeyler.Çenemi tutup önemsemeyebilirim.Fakat bu davranışların arkasında bir çeşit sınama,deney yapma istemi yok mu?Açıkçası beni tartıyor,zayıf noktamı bulmaya çalışıyor.Sessiz kaldıkça daha da ileri gidecek..Ne yapmak gerek?Durup durup sonra patlayıcı bir davranışta bulunmanın dışında yapılacak en doğru şey,aynı şekilde sınavdan geçirmek galiba onu.Bazı denemeler ve deneyler yapıp sabrını,direncini,tahammül gücünü ölçmek.Kendini savunmasız ya da çaresiz hissettiğini gösteren davranışlarda bulunursa,dozu biraz daha artırmak...

Böyle yapmak doğru mu?Acaba kim yapmıyor?Kim başkalarını bu şekilde ölçüp tartmıyor?Bunlar sözsüz iletişim biçimleri,hayvanların itişip kakışmalarına benziyor,ama şu da bir gerçek:Yazılı bir kültür olmamıza rağmen,konuşma ve ifade için binlerce anlatım biçimi geliştirmiş olmamıza rağmen,hayatımızın belki yarısı sözsüz iletişimlere dayanıyor.O nedenle bizi sınavdan geçirmelerini beklemeden elimizi çabuk tutup,herkesi tartmak lazım.Sınavınızda zayıflık gösterenlerle,panik yapanlarla,kendini çaresiz hissedenlerle boşuna vakit kaybetmeyelim.Fakat sağlam çıkarsa,o da sizi tartıyor sınavdan geçiriyorsa,hiç düşünmediğiniz tepkiler gösterip sizi şaşırtıyorsa,ona kıl olmaktan falan vazgeçin...O tam sizin ayarınızda biri...Onunla iletişim kurabilir,ondan keyif alabilirsiniz...Hatta onunla dostluk kurabilme ihtimali de büyüktür...

9 Ocak 2011 Pazar

KAVANOZ İÇİNDEKİ TURUNCU BALIK



Üç yaşındaki oğlum dün bir ara bayağı mutsuz hisediyordu kendini.Nedeni ise,her geçen gün ne kadar tuhaf olduğunu keşfettiğimiz kapı komşumuz,aynı yaşta oğlunu Bizimkiyle oynasın diye bırakması,yarım saat sonra da oğlumun bağırış çağırışlarına aldırmadan alıp götürmesiydi...Bu kadın gerçekten tuhaftı.Çocuğunu oynasınlar diye mi göndermişti yoksa hapishaneye ziyarete mi göndermişti,anlamakta güçlük çekiyorduk.Ana okulunda aynı sınıfta idiler,birbirlerini özlemiş olsalar da çocuklar kavga gürültü yapmadan ne güzel oynuyorlardı.Her zaman yaptığı şeyi yaptı,saatini milim şaşırmadan çocuğu aldı götürdü.Hep aynı şeyi yapıp oyunlarını bozuyordu.Bu kadarına da yeter artık edim,bağırdım çağırdım.Eşime"bir daha göndermesin" dedim.Her seferinde aynı şeyi yapıp çocuğu mutsuz etmesine artık katlanmamasını öğütledim.

Berk'in(oğlumun) mutsuzluğu geçsin diye çarşıya çıkardık onu.Yorgundu,uyuya kaldı.Akvaryum balıkçısına girdik.Bir kavanozla bir balık alırsak buna çok sevineceğini söylüyordu eşim."Alalım öyle ise" dedim.Yüzlerce küçük balığın arasından turuncu renkli olanını seçtik.Böyle bir kavanozun içinde balık beslemek zor değil.Ama orada mutlu olacacağına inanmıyorum bu küçük yaratığın.Yaşadığı yerin daracık olması sıkıntı yaratıyordur muhtemelen.Ama daha da kötüsü kendini güvende hissetmiyor.Gürültü,patırtı ve sarsıntılardan çok tedirgin olup panik yapıyor,saklanmaya çalışıyor.Bana henüz güvenmediği belli.Saklanmaya çalışıyor ben yaklaşınca.Bunun adı hayvan sevgisi mi?Niye onları esaret altıda tutuyoruz,doğalarına hiç de uygun olmayan yerlerde yaşamaya zorluyoruz öyleyse?Sevgi empati duygusu olmadan var olamıyorsa onların o daracık yerdeki sıkıntıları neden geçmiyor bize?Hiç değilse bir tane daha satın alayım,eşi olsun,o zaman kendini daha az yalnız hisseder diye düşünüyorum,ama bu şekilde bir varlığı daha esaret altına almış olmayacak mıyım?"Hayvanlar bizim gibi değildir,bizim kadar sıkılmazlar..." ya da "ben almasam başkası alacak"gibi düşünceler geçiyor kafamdan.Bahane çok nasıl olsa!...

Neden tabiatı yalnızca insan ve eşyalardan ibaretmiş gibi görüyoruz?Onların da bizim gibi varlıklar olduklarını,onların da sıkılıp mutsuz olduklarını,onların da esaret ve kölelikten bizim kadar nefret ettiklerini kabul etmek işimize gelmiyor olabilir..Ama daha derin bir nedeni de olabilir bunun..Biz farkında olmadan köleleşmişiz.Hayatın monotonluğunu,bizi köleleştiren kuralları,yaşam dünyalarımızın en öznel alanlarına kadar sızmış iktidar ilişkilerinin kastre edici gücünü kanıksamışız,bunları doğal saymaya başlamışız.Belki de bu nedenle hayvanların özgürlüklerinin ne denli önemli olduğunu tehayyül edemez olmuşuz.Sorun işte dönüp dolaşıp insan nedir noktasında düğümleniyor.

Hayvanlarla kurabileceğimiz en anlamlı ilişkinin,onları evcilleştirmekten değil,onları kendi doğal ortamlarına ait varlıklar olduklarını kabul etmekten geçtiğini anlayabilirsek,onları ancak kendi doğal ortamlarında sevebilmeyi başarabilirsek,kendi özgürlüğümüze ve doğamıza giden kilitleri açabiliriz belki.Bu da şimdilik,her şeyi ekonomik değerine göre işlevselleştiren bugünkü iktisadi ve toplumsal düzende pek öyle kolay görünmüyor...

7 Ocak 2011 Cuma

Belgesel izlemek eskisi kadar keyifli değil



Artık belgesel izlemek eskisi kadar keyifli değil..Çünkü artık dünyayı yeni bulunmuş bir gezegen gibi keşfetmeye davet eden belgesellerin modası geçti,şimdiki trend dünyanın adım adım yok oluşu üzerine...Dünyamız elden giderken,günü kurtarma telaşındaki insanların davranış tarzında pek değişme olmadı.En son izlediğim belgesel,japonyada yunus popülasyonunun nasıl yok edildiğini konu edinmişti kendine.Gerçi bu belgeselde de,Japonlar hain,Amerikalılar da kahraman gibi gözüküyordu;ama yine de kamuoyunun bilmediği gerçekleri kör parmağım gözüne yöntemi ile gündeme getirmesi ilginçti.İnsanın canını sıkıyorlar,moral bozuyorlar ve kafamızı kuma gömmemizi istemiyorlar...Çünkü başka bir dünya yok...Hayvanlarla insanların mücadelesinin bu denli adaletsiz ve bu denli merhametsiz geçmesini kabul edemiyorum,türümden utanıyorum..Fakat yinede harekete geçip küçük çapta da olsa bir şeyler yapmaya mecalim yok;yaşadığımız dünya,kötülükleri olağanlaştırma ve umutsuz bir uyuşukluğa neden olmakta çok başarılı..Sahi bu dinlerin anlatmaya çalıştığı şey,neyin nesiydi?Adem niye kovulmuştu cennetten Havva ile birlikte?Hırs,güç ve iktidar konusunda ölçüyü aşırıya kaçırdığı için mi?Tek Tanrılı dinler Tanrının insanı yarattıktan sonra yaptığı hatayı anlayıp dünyayı sürgün yeri halne getirmesinin özeti sanki.Peki insanın dünyadaki en üstün yaratık olduğu teranesine hala inanan var mı?Öteki varlıklar,virüsler de dahil,kendi varoluşları üzerine genetik özelliklerini kurarken,bir taraftan da yaşam döngüsüne duydukları saygı nedeniyle aşırı güç istememişler de,bir tek insanoğlu güç ve iktidar olma konusunda sınır tanımamş sanki..Tanrıyı çok kızdırmış bu nedenle kovulmuş cennetten...Dinler insandaki orantısız gücün yıkıcı etkilerinden dünyayı korumak için,felsefelerini bu dünyayı reddetme fikri ekseninde kurmuşlar.Bu dünyadan vazgeçme karşlığında büyük bir ödül vadediyorlar:İnsan ve tabiat düzeninin mükemmel bir uyum içinde olduğu cenneti.Ancak Dinlerin artık insan ve doğanın dengesini koruma konusunda yapabilecekler fazla birşey yok.Çünkü doğanın yıkımına neden olan şey,tek tek insanlar değil,bizim şu övmeyi çok sevdiğimiz modern toplumun kurum ve örgütlenmeleri...

6 Ocak 2011 Perşembe

Hıyar kim?



Uploaded with ImageShack.us

komik karikatürler,resimler ve videolar için KARAKETÖRCÜ'yü takip ediniz...

3 Ocak 2011 Pazartesi

Aşk ya da dostluk...



Dostluğu,arkadaşlığı hatta aşkı satranç oyunu olarak görenler,her zaman mat etmeye götüren teknikleri ve becerileri iyi bilseler de sonunda kaybetmeye mahkumdurlar..Her zaman üstün oldukları o konum insan ilişkilerinin doğasına aykırıdır çünkü.Bir süre sonra sıkıntı verecekler ve oyun arkadaşlarını kaybedeceklerdir.Bu türden ilişkiler masa tenisi oyununa benzer.Ne kadar üstün olsan da hamle hakkı karşı tarafa geçecektir çünkü.Marifet; rakibi topu masa dışına atmaya zorlamak değil topu masanın üzerinde tutmaktır.Yani partnerine pas vermektir...