2 Ekim 2010 Cumartesi

FATMA GÜLÜN SUÇU NEYMİŞ?



Son zamanlarda internette bir muhabbet dolaşıyor.Fatmagül’ün suçu daha önce Bihter olması imiş meğerse…Yani kocasını yakışıklı yeğeni ile sürekli boynuzlayarak seyirciyi acayip tahrik etmiş,özellikle namuslu ve gözü tok türk erkeklerinde şiddetli saldırgan dürtülere yol açmış vesselam.İlginç bir görüş bu,Freud’a göz kırpıyor ve insanı güldürdüğü kadar ciddiye de alınmayı da hak edecek cinsten.Fakat bence Fatmagül’ün,daha doğrusu Fatmagül dizisinin suçu çok.Bir defa bir tecavüz olayını sonuna kadar sömüreceği için.Gerçek suçu ve suça neden olan toplumsal ortamı gizleyerek,saldırıya uğrayan bir kadını kader kurbanı diye sunacağı için.Saat dokuzda başlayıp onikiye kadar süreceği,reklamları ile seyircilere defalarca tecavüz edeceği için.Bitmesi gereken süreden en az üç dört yıl sonra biteceği için.Ezenler ve ezilenler denklemi yerine sonsuz iyiler ve sonsuz kötüler aldatmacası koyup insanları uyutacağı için.Zenginleri kötülüyormuş gibi yapıp onların lüks içindeki yaşantısını fetişleştirerek zenginliğe ve güce hayranlığı artıracağı için.Orjinali olan filmi deforme edip çarpıtarak özüne ihanet edeceği için…Daha sayayım mı?Neyse ara sıra göz atar şimdi unuttuklarımı yeri geldikçe yazarım

25 YIL SONRA YENİDEN DOLAŞIMA GİREN BİR ÖYKÜ



Bir zamanlar bir mizah öyküsü okumuştum Gırgır’da,Oğuz Arallı yıllarda..Ne gülmüş,ne gülmüştüm!...Amatör bir yazar tarafından yazılmıştı.Askerlikte dayak atılması meselesini gündeme getiriyordu.Genç bir adam askere gidiyor.Bu genç adamın sivil yaşamındaki muzip bir arkadaşı,ona mektup yazıyor.Başını oldukça derde sokan bir mektup.Sanki genç adam o arkadaşına askerlikteki koşulladan,çavuşundan,yediği dayaklardan dert yanıyormuş gibi..Eh askerlerin eline geçmeden bu mektuplar rütbeliler tarafından okunduğu için,bir ton sopa yiyor çavuşundan.Sonra bu genç arkadaşına mektup yazıyor,bu tür mektuplar göndermemesini istiyor,onun yüzünden çavuştan dayak yediğini anlatıyor.Fakat arkadaşı çavuşa ve rütbelilere sövüp sayıyormuş gibi bir cevap yazıyor,genç askerin başı daha da büyük bir derde giriyor.Yeniden mektup yazıyor,sövüyor sayıyor,bunu yapmaması için yalvar yakar oluyor.Nafile..Yine başını fena halde derde sokacak bir mektup daha geliyor.Fena dayak yiyip revire düşen genç adam,arkadaşından intikam almak için firar ediyor…İşte bu son derece komik öyküyü birileri unutmamış benim gibi,yeni versiyonunu yazıp internette dolaşıma sokmuşlar..Eh gerçekten iyi yapılmış şeyler unutulmuyor işte,bir şekilde aktarılıyor kuşaktan kuşağa..Bu arada bu hikayenin,Ordunun Ergenekon soruşturması nedeniyle bir hayli prestij kaybı yaşadığı bu günlerde gündeme gelmesinin tesadüf olup olmayacağını da düşünmeden edemedim.Keşke bu,toplumda bundan sonra esecek antimilitarist reform rüzgarlarının bir habercisi olsa…Nerede?

LADY GAGA VE İĞRENÇ KOSTÜMÜ



Lady Gaga adlı Amerikalı pop şarkıcısını şarkıları nedeniyle değil gündeme geldiği bir olay nedeniyle işittim.MTV müzik ödülleri törenine çiğ etten yapılmış bir kostümle çıkmış.Bu davranışı ile büyük tepki toplamış,ama bu olay nedeniyle benim kadar ilgisiz kişilerin bile adını duymasını sağlamış işte.Facebookta en çok tıklanan hayran sayfalarından birine sahip.Michael Jackson’la yarışıyor neredeyse.Çiğ etten kostüm yapmak ne denli mide bulandırıcı bir davranış farkında mısınız?Ne demek istemiş acaba bu saçmalığı ile?Kendini bir yiyecek olarak mı sunmak istemiş?Oysa düpedüz midesini bulandırırinsanın,başka bir işe yaramaz etten kostüm.Belki de itici olmanın ilgi çekmenin değişik bir yolu olduğunu düşünmüştür.Belki de et yemeyen,etten tiksinen bir vajetaryendir.Ya da kendine karşı beslenen onca hayranlıktan duyduğu bilinçdışı tiksintinin güdülediği bir saldırganca davranıştır bu.Bir eti,ait olduğu bağlamdan,yani yemek sofrası ya da şarküteri tezgahından koparıp alışılmadık bir bağlamda,örneğin makyaj takımları ile sunmak,insanda ete karşı tiksinti yaratıyor.Böyle varsayımlar üretiyorum,ama korkarım Lady Gaga gibiler,benim sandığımdan daha iğrenç,daha ahmakça bir kafa yapısına sahipler…

SAVUNMA ÇİZGİSİ Mİ?SAVUNMA ALANI MI?



Hikayeyi biliyoruz.Atatürk işgal güçlerine karşı bir savunma çizgisi oluşturulmasını savunanlara karşı”Hat-ı müdafaa yoktur,sath-ı müdafaa vardır;o satıh bütün vatandır” diyerek karşı çıkmıştı.Laikliği tekeline almış görünen CHP,Atatürk’ün kurtuluş savaşındaki ana fikrini laiklik kavramına uyarlardı.Laikliği savunmak adına savunma çizgisi değil,savunma alanı fikrini benimsedi bu güne kadar.Yani laikliğe aykırılık şüphesi bulunan her hareketin üzerine şiddetli bir şekilde gidilmeliydi bu fikre göre.Örneğin üniversitelerde türban serbestisi getirmek,demokratik bir hakkın verilmesi değil,laik rejimi değiştirme planının bir parçası idi bu yaklaşıma göre.Böyle bir laiklik anlayışının kimin ekmeğine yağ sürdüğü artık çok açık durumda.CHP çekile çekile sıcak denizlere çekildi,Atatürk’ün “ordular,ilk hedefiniz Akdenizdir,ileri!” sözünü ironik bir şekilde anımsatırcasına.Şimdi ise Kılıçdaroğlu’nun önderliğindeki CHP,türban konusunda değişiklik yapılması gerektiğini savunarak bu yanlış yoldan geri dönmeye çalışıyor gibi.
Fakat bu yeterli değil.CHP’de bir zihniyet değişimi gerekli.Demokrasi konusunda da,laiklik konusunda da,saldırgan değil,savunmacı bir anlayış benimsemek zorundadır CHP.Onların laiklik anlayışı saldırgandır,laiklik,nerede bir laiklik karşıtı oluşumun şüphesi varsa onu bastırmak değildir.Bu olsa olsa laiklik düşmanlarının ekmeğine yağ sürer.Atatürk’ün savaş zamanları için ileri sürdüğü doktrin,barış zamanları için geçerli değildir.Demokrasi saldırgan olamaz,savunmacı olmak zorundadır.Doğal olarak mücadele alanı değil mücadele çizgisi oluşturulur demokrasilerde(hattı müdafaa)Kırmızı çizgiler oluşturulur ve bütün savunma güçleri bu kırmızı çizgilerin arkasına yığılır.Başörtüsü konusunda kırmızı çizgiler temel eğitimdir.Örneğin iktidar partisi ilkokullarda ve liselerde örtünme serbestisi getirmeye kalkarsa bütün demokratik güçler,bu karşı devrimci çabaya karşı seferber edilir.Böyle bir savunma çizgisi oluşturulmazsa,gerçeğin yerini niyet okuyuculuk alır;karşıt güçlerin eylem ve davranışları ile değil,gizli niyet ve planları ile mücadele edildiğinden demokrasinin yerini totaliterizm alır…
Fakat sahiller ve plajlar partisi CHP’de böyle bir zihniyet değişimi,Kılıçdaroğlu’nun atağına rağmen pek de mümkün görünmüyor.O sebeple CHP dışında gerçek bir sol varsa,sosyalist ve antimilitarist bir sol,işte bu sol benimsemelidir mücadele çizgisi stratejisini.Laikliği CHP’nin tekelinden kurtarmanın şimdilik en mümkün yolu budur. Zaten bana kalırsa her türlü sivil özgürlüğün teminatı ve asgari koşulu olan laikliği savunmanın şimdiye kadar CHP’nin tekelinde olması,bu topraklarda laiklik kavramının başına gelmiş en büyük felakettir kanımca..

30 Eylül 2010 Perşembe

Türkiye Doğu İle Batı Arasında Bir Köprü müdür?




Üçüncü boğaz köprüsü tartışmaları devam ederken,o çok beylik sual tırnaklayıp duruyor kafamı..Türkiye Batı Medeniyeti ile İslam Dünyası arasında bir köprü mü?Hep öyle söylenir ya..Türkiye bir yüzünü Batıya dönmesi ile,köklerininse doğuda olması nedeniyle doğal bir köprü vazifesi görüyormuş falan,feşmekan..Oysa köprü,süs olsun diye değil,gelip geçişler olsun diye yapılır.11 eylül saldırılarından beri sürekli tırmanan doğu batı gerginliği gösteriyor ki,batı dünyası ile islam alemi sevmiyorlar birbirlerini..Kaynaşma yeni sentetik kültürel yapılar,formlar oluşturma gibi dertleri yok iki tarafın da.Batı,islam dünyasını dünyevi yaşama kültürünü ve kamusal özgürlükleri tehdit ettiği için sevmiyor,doğu ise özellikle cinsel konulardaki gevşek batı ahlak anlayışını,ahlaki yozlaşma ve tehdit olarak görüyor.Bu şartlarda Türkiye köprü olabilir mi?Olsa olsa köprü değil sınırları sağlamlaştırma vazifesi görebiliriz.Yani kaza ile ya da bilerek,gidiş gelişler mümkün olduğunca az olsun diye her yer mayın ve gizli tuzaklarla döşenmiş bir araziyiz bence,köprü olmak bir yana..Bu topraklar,doğu ve batı medeniyetinin buluştuğu değil savaştığı,şüphenin,gizli niyet okuyuculuğunun,kinin ve dışlamanın diyarıdır.Bu böyle gelmiştir ve korkarım uzun süre de böyle devam edecektir.

Hanefi Avcı Kimmiş?

Facebookta Birgün gazetesinin bana gönderdiği bir mesajda tepkiler ve şikayetler nedeniyle Hanefi Avcı'nın "Haliçte Yaşayan Simonlar" adlı kitabının reklamının kaldırıldığı duyurusu vardı.Fethullahçı Methullahçı olmadıklarına göre,bu solcuların bu adamla ne alıp veremedikleri vardı?Eh ben solcu geçinirim hep,ama gerçek bir solcu gibi egemen güçlerin hışmına uğrayıp işkence ve cezaevi görmüş biri olmadığımdan,Hanefi Avcı gibi isimlere anında öfke duyacak aşinalığım yok.Meğer 12 eylül dönemi işkenceci polislerinden biriymiş bu adam.Mersin'de bir karakolda onlarca devrimciye işkence yapmış.Hatta uzun yıllar sonra cesedi kimsesizler mezarlığında bulunan bir devrimcinin gözaltında öldürülmesinden sorumlu tutuluyormuş.Zaten o dönemlerde işkenceden geçen devrimcilere gözaltında öldürülen devrimcinin ayakkabılarını gösterip,"konuşmazsanız sizin de sonunuz onunki gibi olacak" diyormuş.Şimdi ise böylesi canavarların kitaplarından Türkiye gerçeklerini öğrenmemiz isteniyor.Bunların kimlerin ve nelerin mezarı üzerinde tepiştiklerini öğrenmeye çalışmak daha gerçekçi bir Türkiye profiline götürmez mi bizleri?

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1021456&Date=30.09.2010&CategoryID=77

GAZETE OKUMAK DÜNYAYI ANLAMAYA YARDIM EDER Mİ?

Toprağa dair bilgisine hep hayran olduğum bir arkadaş var,benim gibi bolca gazete,dergi,kitap okuyarak dünyayı anlamaya çalışan biri değil.Muhtemelen çok okumanın beyhude olduğunu düşünüyor."Ne okuyorsun gene" dedi,Hanefi Avcı ile ilgili son haberleri okuduğumu görünce dudak büktü.Sanki bana" o kadar zamandır okuyorsun,anladığın ne?" diye soruyormuş gibi geldi..Böyle bir soru yöneltmiş gibi kafamdakilerti sıralamaya başladım.Çok küçük yaşlardan beri gazete dergi okuyordum,bazı konuları ciddiye alıp işin özünü kavramak için kitap da okuyordum.Asla tam olarak anlayamadım dünyayı.Ne için kavga ediyorlar,neyin mücadelesidir bu,kim haklı kim haksız,ezen kim ezilen kim?Şüphesiz ahkam kesme yarışması düzenlendiği zaman,herşeyi bilmesem de çok çok önemli şeyler biliyormuşum ayaklarına yatarım.Ama samimiyetle gerçek hakkında ne biliyorum ki?Hiç.Koskocaman hiç.Aslında herkesin kendi çıkarına göre kesip biçtiği,yüzsüzlüğün ve taşkınlığın sınır tanımadığı,haset ve öfkenin gözleri kör eden dumana boğduğu,karanlık güçlerin kendini gizlemekte bunca başarı sağladığı bir dünyada kim hakikati bilebilir?Kim kavrayabilir işin özünü?Bilgi dedikleri ukalalıktır,kendini beğenmişliktir,ya da hokkabazlıktır..En azından bu gerçeği biliyorum diyeceğim ama bunların patenti de ta Antik yunan dünyasında alınmıştı:))